Arabuluculukta Yetki: İhtiyari ve Dava Şartı Süreçte Yer Yetkisi, Yetki İtirazı ve Süreler
Arabuluculuk hukukunda "yetki" sözcüğü, ilk bakışta yargılama hukukundaki yer yetkisini çağrıştırsa da, tek bir anlamla sınırlı değildir. Uygulamada bu kavram birbirinden ayrı en az üç soruyu kapsar: Sürecin hangi yerdeki arabuluculuk bürosunda yürütüleceği; tarafların yetki kuralına itiraz edip edemeyeceği ve bu itirazı hangi mercie taşıyacağı; nihayet, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhini hangi mahkemenin vereceği. Bu üç katmanı tek bir başlık altında toplamak yerine ayrı ayrı çözümlemek, hem teorik açıdan daha doğru hem de uygulamadaki hata maliyetini azaltan bir yaklaşımdır.
Konunun en kritik ekseni ise sürecin türüdür. Zira ihtiyari arabuluculuk ile dava şartı arabuluculuk, yetki bakımından birbirinden taban tabana farklı iki rejime tabidir. İhtiyari süreçte teknik anlamda bir yer yetkisi kuralı bulunmazken, dava şartı süreçte yetki, dava açma hakkının kullanımını doğrudan etkileyen, kanunla biçimlendirilmiş bağlayıcı bir mekanizmadır. Bu yazı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ve buna dayanılarak çıkarılan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'ni esas alarak, gerekli yerlerde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yetki kurallarına ve özel kanunlara başvurarak konuyu bütünüyle ele almaktadır.
1. İki anlamda "yetki": konu yetkisi ve yer yetkisi
Arabuluculuğa elverişlilik ile yer yetkisini birbirine karıştırmamak gerekir. HUAK m.1/2 uyarınca arabuluculuk, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanabilir; aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıklar ise kategorik olarak elverişsizdir. Bu, uyuşmazlığın konu bakımından arabuluculuğa açık olup olmadığını belirleyen ölçüttür ve hem ihtiyari hem de dava şartı süreçte aynen geçerlidir.
Yer yetkisi ise bambaşka bir sorudur: sürecin coğrafi olarak nerede ve hangi büro eliyle yürütüleceğini düzenler. Aşağıda göreceğimiz üzere bu ikinci anlamdaki yetki, yalnızca dava şartı arabuluculuğa özgüdür. İhtiyari arabuluculukta yer yetkisi diye bir kategori bulunmaz; orada "yetki" tartışması, neredeyse tümüyle elverişlilik ve geçerlilik düzleminde cereyan eder.
2. İhtiyari arabuluculukta yer yetkisi yoktur
İhtiyari arabuluculuk, HUAK'ın genel hükümlerine dayanır. Taraflar dava açılmadan önce de davanın görülmesi sırasında da arabulucuya başvurmakta serbesttir (HUAK m.13/1). Arabulucunun seçimi konusunda Kanun açıktır: başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir (HUAK m.14). Bu seçim özgürlüğü, ihtiyari sürecin belkemiğidir ve onu yer yetkisinin dışına çıkarır.
Bunun pratik sonuçları şöyle özetlenebilir:
- Coğrafi bir sınır yoktur. Taraflar, sicile kayıtlı olmak koşuluyla, Türkiye'nin herhangi bir yerinde faaliyet gösteren bir arabulucuyu seçebilir. Karşı tarafın yerleşim yeri, uyuşmazlığın doğduğu yer veya sözleşmenin ifa yeri gibi ölçütler ihtiyari süreçte bağlayıcı değildir.
- Adliye arabuluculuk bürosu ve liste devreye girmez. İhtiyari başvuru doğrudan seçilen arabulucuya yapılır; büronun tevzi/atama mekanizması işlemez.
- Yer yetkisine itiraz kurumu yoktur. Taraflar arabulucu üzerinde anlaşarak süreci başlattıkları için, "büro yetkisiz" türünden bir itirazın konusu da kalmaz. Karşı taraf süreçten her zaman çekilebilir (HUAK m.17/1-c), ancak bu bir yetki itirazı değil, iradi sonlandırmadır.
İhtiyari süreçte yetkiyle ilişkilendirilebilecek tek istisnai durum, sürecin dava açıldıktan sonra başlatılmasıdır. Bu hâlde tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri üzerine yargılama, mahkemece üç ayı geçmemek üzere ertelenir (HUAK m.15/5). Burada da arabulucunun yer yetkisi söz konusu değildir; yalnızca derdest davaya bakan mahkeme, sürecin yürütülmesine zemin hazırlar.
3. Dava şartı arabuluculukta yetki: kanuni dayanaklar
Dava şartı arabuluculuk, belirli uyuşmazlık türlerinde dava açabilmenin önkoşuludur ve burada yetki, kanun koyucunun titizlikle düzenlediği bağlayıcı bir rejime dönüşür. Başlıca dayanaklar şunlardır:
- İş uyuşmazlıkları: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3.
- Ticari uyuşmazlıklar: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.5/A.
- Tüketici uyuşmazlıkları: 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.73/A.
- Kira, taşınır/taşınmaz paylaştırması ve ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunundan ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar: HUAK m.18/B (28/3/2023 tarihli 7445 sayılı Kanunla eklenmiştir).
Dava şartı arabuluculuğun usulüne ilişkin genel çerçeve ise HUAK m.18/A'da yer alır. Maddenin yetki bakımından çekirdek hükmü m.18/A(4)'tür: başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna, büro kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. Bu hüküm, büronun yer yetkisini doğrudan yetkili mahkemenin yer yetkisine bağlar. Başka bir deyişle, "hangi mahkeme yetkiliyse o yerin bürosu yetkilidir" denklemi kurulur.
4. Büro yetkisinin HMK yetki kurallarıyla ilişkisi
HUAK m.18/A(4)'ün kurduğu bağ nedeniyle, dava şartı arabuluculukta büro yetkisi, kural olarak HMK'nın yetki düzenlemeleriyle paralel okunur. Nitekim doktrinde de zorunlu arabuluculuktaki yetki kurallarının, esas itibarıyla mahkemenin yetkisine ilişkin HMK kurallarıyla koşut olduğu kabul edilmektedir (bkz. Ayşe Kılınç, "Mevcut Düzenlemeler Çerçevesinde Zorunlu Arabuluculukta Yetki", Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2023/2, s. 535-564). Bu paralelliğin pratiğe yansıması şöyledir:
- Genel yetki: HMK m.6 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Buna koşut olarak, kural olarak karşı tarafın yerleşim yerindeki büro yetkili kabul edilir.
- Özel yetki: HMK; sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesini (m.10), haksız fiillerde fiilin işlendiği veya zararın doğduğu yer mahkemesini (m.16) de yetkili sayar. Bu özel yetki seçenekleri, ilgili uyuşmazlıkta büro yetkisi yönünden de değerlendirmeye girer.
Ne var ki bu paralellik mutlak değildir ve iki önemli kayıt içerir. Birincisi, özel kanunlar ve Yönetmelik, büro yetkisini çoğu zaman basitleştirilmiş bir ölçüte indirger. Yönetmelik m.23/1 uyarınca dava şartı arabuluculukta başvuru, "karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki" büroya yapılır. Birden fazla karşı tarafın bulunduğu hâllerde —örneğin çok taraflı bir trafik kazası uyuşmazlığında— bunlardan herhangi birinin yerleşim yeri bürosuna başvurmak yeterlidir. Görüldüğü üzere burada ölçüt, yerleşim yeri ile işin yapıldığı yer ekseninde sadeleştirilmiştir; HMK'nın bütün özel yetki seçeneklerinin aynen aktarıldığını söylemek güçtür. İkincisi, kesin yetki halleri bu tabloyu büsbütün değiştirir.
4.1. Kesin yetki: iş ve tüketici uyuşmazlıkları
İş uyuşmazlıklarında 7036 sayılı Kanun m.6, iş mahkemelerinin yer yetkisini davalının yerleşim yeri ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesi olarak belirler ve bu yetkiyi kesin sayar. Buna koşut biçimde, dava şartı arabuluculuk başvurusu da karşı tarafın yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki büroya yapılır (7036 m.3). Kesin yetki söz konusu olduğundan, taraflar bunun aksine bir yetki sözleşmesi yapamaz; aksini kararlaştırma yoluyla başka bir yer bürosunu yetkili kılamazlar.
Tüketici uyuşmazlıklarında da benzer bir koruma mantığı geçerlidir. 6502 sayılı Kanun, tüketici lehine, tüketicinin yerleşim yeri mahkemesini de yetkili kılan koruyucu bir yetki düzeni kurar; tüketicinin zayıf taraf olarak korunması amacı, bu alandaki yetki kurallarının emrediciliğini güçlendirir. Dolayısıyla iş ve tüketici uyuşmazlıklarında büro yetkisi, tarafların serbest iradesine bırakılmış değildir.
4.2. Ticari uyuşmazlıklar ve yetki sözleşmesi
Ticari uyuşmazlıklarda durum daha esnektir. TTK m.5/A, ticari davalarda dava şartı arabuluculuğu öngörür; ancak bu maddede ayrı bir yer yetkisi kuralı bulunmaz. Bu nedenle büro yetkisi, HUAK m.18/A(4)'ün gönderme yaptığı "yetkili mahkemenin bulunduğu yer" ölçütüyle, yani HMK'nın genel ve özel yetki kurallarıyla belirlenir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda HMK m.17 uyarınca geçerli bir yetki sözleşmesi bulunuyorsa, bu sözleşmenin kararlaştırdığı yer mahkemesinin bulunduğu yer bürosunun da yetkili sayılması gerektiği savunulmaktadır. Bu noktada doktrinde görüş ayrılıkları mevcuttur; uygulamada güvenli yol, yetki sözleşmesinin varlığı hâlinde dahi karşı tarafın yerleşim yerindeki büroya başvurmayı tercih ederek yetki tartışmasını baştan bertaraf etmektir.
4.3. Birden fazla başvuru ve "ilk başvuru" kuralı
Aynı taraflar arasında ve aynı uyuşmazlık konusunda birden fazla başvuru yapılmışsa, başvurunun hukuki sonuçları bakımından ilk başvuru esas alınır (Yönetmelik m.23/2). Bu kural, özellikle zamanaşımının durması ve hak düşürücü sürenin işlememeye başlaması bakımından önemlidir; çünkü süreyi durduran an, ilk başvurunun yapıldığı andır.
5. Yetki itirazı: kim, ne zaman, nasıl ve nereye?
Dava şartı arabuluculukta yetki itirazı, kanunla ayrıntılı biçimde biçimlendirilmiş, sıkı şekil ve süre koşullarına bağlı bir mekanizmadır. HUAK m.18/A(8) ile Yönetmelik m.25/4 bu mekanizmanın çerçevesini çizer.
5.1. Arabulucu yetkiyi resen gözetemez
İlk ve en temel kural şudur: arabulucu, kendisini görevlendiren büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz (HUAK m.18/A(8)). Yetki, ancak bir tarafça ileri sürülürse gündeme gelir. Bu, mahkemenin kesin olmayan yetki hâllerinde yetkisizliği resen gözetememesiyle aynı mantığın ürünüdür: yetki itirazı, korunan tarafın tasarrufuna bırakılmıştır.
5.2. İtirazı yalnızca karşı taraf ve en geç ilk toplantıda yapabilir
İtiraz hakkı karşı tarafa aittir. Karşı taraf, en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle büronun yetkisine itiraz edebilir (HUAK m.18/A(8); Yönetmelik m.25/4). Buradaki "en geç ilk toplantı" sınırı belirleyicidir: bu aşama geçirildikten sonra yapılan yetki itirazı dinlenmez ve büro yetkili kabul edilir. Bu yönüyle ilk toplantıya kadar olan süre, niteliği itibarıyla hak düşürücü bir süre gibi işler; itiraz, yalnızca sözlü beyanla değil, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yeri ortaya koyan belgelerle desteklenerek yapılmalıdır. Belgesiz bir itiraz, usulüne uygun bir yetki itirazı sayılmaz. İlk toplantı, yalnızca yetki itirazı bakımından değil, geçerli mazeret göstermeksizin toplantıya katılmamanın yaptırımları bakımından da sürecin kilit anıdır.
5.3. İtirazın muhatabı: arabulucu değil, sulh hukuk mahkemesi
Önemli bir incelik, itirazı kimin karara bağlayacağıdır. Arabulucu, yetki itirazını kendisi inceleyip reddedemez veya kabul edemez. Usulüne uygun bir yetki itirazıyla karşılaşan arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder (HUAK m.18/A(8); Yönetmelik m.25/4). Karar mercii sulh hukuk mahkemesidir.
Mahkeme, incelemesini şu çerçevede yürütür:
- Harç alınmaz ve inceleme dosya üzerinden, ivedilikle yapılır.
- Mahkeme, yetkili büroyu en geç bir hafta içinde belirler ve bunu kesin olarak karara bağlar. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulamaz.
- Yönetmelik m.25/4'te yer alan ve uygulamada gözden kaçabilen bir ayrıntı: mahkeme yetki incelemesini yaparken atamayı yapan büroyu değil, görevlendirilen arabulucunun listesinde kayıtlı bulunduğu komisyonu dikkate alır.
6. Yetki itirazının sonuçları
Sulh hukuk mahkemesinin kararı, sürecin akıbetini belirler. İki olasılık vardır:
- İtirazın reddi: Büro yetkili kabul edilir; aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve süreci sonuçlandırmak için öngörülen 3+1 haftalık süre, yeni görevlendirme tarihinden itibaren işlemeye başlar (HUAK m.18/A(8)).
- İtirazın kabulü: Kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu hâlde, yetkisiz büroya başvurma tarihi, yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir (HUAK m.18/A(8)). Bu kural, başvurucunun hak kaybını önleyen koruyucu bir mekanizmadır: ilk başvurunun zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından sağladığı koruma, yetki değiştiği için kaybolmaz.
Bu son nokta, uygulamadaki en sık endişelerden birini boşa çıkarır: "Yanlış büroya başvurursam hakkım düşer mi?" sorusunun cevabı, kural olarak hayırdır. Yetki itirazı kabul edilse dahi, ilk başvuru tarihi korunduğundan, doğru büroya bir hafta içinde gidildiği takdirde sürelerin sağladığı güvence devam eder.
7. Yetki ve süreler: zamanaşımı ile hak düşürücü süreler
Yetki konusunun en çok merak edilen boyutu, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere etkisidir. Burada da ihtiyari ve dava şartı süreç farklı kurallara tabidir.
7.1. Dava şartı arabuluculukta: başvuruyla durma
HUAK m.18/A(15) ile Yönetmelik m.27 birbirini tamamlar: arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Buradaki teknik kavram "durma"dır; zamanaşımının kesilmesi değil. Fark önemlidir: kesilmede süre baştan işlemeye başlarken, durmada yalnızca işleyen süre askıya alınır ve süreç sona erince kalan süre kaldığı yerden devam eder (bu ayrımın ayrıntısı için bkz. Arabuluculukta zamanaşımı: durma ve kesilme).
Yetki bakımından kritik olan husus, bu durmanın başvuru anında başlamasıdır. Yetkisiz büroya yapılan başvuru dahi, başvuru tarihi korunduğu için (m.18/A(8)) durma etkisini doğurur; ayrıca yetki itirazının incelendiği süre boyunca da durma kesintisiz devam eder. Dolayısıyla yetki tartışması, sürelerin kaybedilmesine yol açmaz.
Aynı koruma, geçici hukuki himaye tedbirlerinin dava açma süreleri bakımından da geçerlidir. HUAK m.18/A(16) uyarınca, dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmişse HMK m.397/1'deki, ihtiyati haciz kararı verilmişse İcra ve İflas Kanunu m.264/1'deki dava açma süresi, büroya başvurudan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez.
7.2. İhtiyari arabuluculukta: sürecin başlamasıyla hesap dışı kalma
İhtiyari arabuluculukta dayanak farklıdır: HUAK m.16/2'ye göre, arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Sonuç dava şartı süreçtekiyle benzer olmakla birlikte, başlangıç anı bakımından önemli bir nüans vardır.
İhtiyari süreçte koruma, başvuru anında değil, sürecin başlaması anında devreye girer. HUAK m.16/1 uyarınca süreç; dava açılmadan önceki başvuruda, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve sürecin devamı konusunda anlaşmaya varılıp bunun bir tutanakla belgelendirilmesiyle başlar. Bunun pratik yansıması şudur: bir tarafın arabuluculuk teklifi yapması ve örneğin otuz günlük cevap süresinin (HUAK m.13/2) beklenmesi, henüz süreç başlamadığı için tek başına zamanaşımını durdurmaz. Oysa dava şartı süreçte koruma, doğrudan büroya başvuru anından itibaren işler. Bu fark, özellikle zamanaşımının dolmasına az kalan dosyalarda gözardı edilmemelidir.
8. Üçüncü katman: icra edilebilirlik şerhinde yetkili mahkeme
Arabuluculuk sürecinin yetkisinden ayrı olarak, sürecin sonunda ortaya çıkan bir yetki sorusu daha vardır: anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhini hangi mahkeme verecektir? HUAK bu konuda farklı durumlara göre farklı yetki ölçütleri benimser:
- İhtiyari, dava açılmadan önce: Şerh, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilir (HUAK m.18/2). Yönetmelik m.21/3, bu hâlde çekişmesiz yargıya ilişkin yetki hükümlerinin de gözetileceğini ekler.
- Dava görülürken başvuru: Şerh, davanın görüldüğü mahkemeden istenir (HUAK m.18/2).
- Taşınmaza ilişkin uyuşmazlıklar: 7445 sayılı Kanunla eklenen m.17/B ve m.18/B uyarınca, taşınmazla ilgili anlaşma belgelerinde icra edilebilirlik şerhi zorunludur ve bu şerh, taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınır.
- Milletlerarası sulh anlaşmaları: Yine 7445 sayılı Kanunla eklenen m.17/A, Singapur Sözleşmesi kapsamındaki sulh anlaşmaları için icra edilebilirlik şerhini asliye ticaret mahkemesine bağlar; yetki, tarafların kararlaştırdığı yer, bu yoksa sırasıyla karşı tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri veya sakin olduğu yer mahkemesi, bunlar da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri olarak sıralanır.
Şu hâlde "yetkili mahkeme" sorusunun cevabı, sürecin türüne ve uyuşmazlığın konusuna göre değişir; tek bir genel kuralla yetinmek yanıltıcı olur.
9. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar
HUAK m.1/2, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların da arabuluculuğa elverişli olduğunu açıkça belirtir. Bu tür dosyalarda yetki incelemesi, salt iç hukuk ölçütleriyle sınırlı kalmaz; milletlerarası yetkiye ilişkin kurallar ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) ölçütleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle dava şartı arabuluculukta, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmadığı bir uyuşmazlıkta büro yetkisinin de tartışmalı hâle gelebileceği gözden kaçırılmamalıdır.
10. Uygulamaya dönük değerlendirme
Yukarıdaki çerçeveden, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir kaç pratik sonuç çıkarılabilir:
- İhtiyari süreçte, tarafların güven duyduğu, alanında uzman bir arabulucuyu coğrafi sınır olmaksızın seçmek mümkündür; süreci güçlü kılan da budur.
- Kural olarak karşı tarafın yerleşim yeri ya da işin yapıldığı yer bürosu yetkilidir. Tereddüt hâlinde dahi yanlış büroya başvuru, ilk başvuru tarihi korunduğundan telafi edilebilir niteliktedir.
- Yetki itirazında bulunma hakkı yalnızca karşı tarafa aittir, en geç ilk toplantıda kullanılmalıdır ve yerleşim yeri ile işin yapıldığı yere ilişkin belgelerle desteklenmelidir.
- Süreçteki bir başka "yetki" boyutu temsil yetkisidir: müzakerelere vekille katılımda, vekâletnamede arabuluculuğa ilişkin özel yetkinin bulunması gerekir.
Sonuç
Arabuluculukta yetki, tek bir kalıba sığmayan, katmanlı bir konudur. İhtiyari arabuluculukta yer yetkisi diye bir kategori bulunmaz; taraflar arabulucularını serbestçe seçer ve süreç bu serbestiden güç alır. Dava şartı arabuluculukta ise yetki, dava açma hakkının kullanımıyla iç içe geçmiş, kanunla titizlikle düzenlenmiş bağlayıcı bir mekanizmadır: büro yetkisi kural olarak yetkili mahkemeye göre belirlenir, yetki itirazı yalnızca karşı tarafça ve en geç ilk toplantıda yapılabilir, kararı sulh hukuk mahkemesi kesin olarak verir ve başvurunun süreler üzerindeki koruyucu etkisi yetki tartışmasından zarar görmez. İhtiyari ve dava şartı süreç arasındaki bu ayrımı netçe görmek, hem hak kayıplarını önlemenin hem de sürecin doğru kurgulanmasının anahtarıdır.
Kaynak ve daha fazla okuma
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m.1, 13, 14, 15, 16, 17/A, 17/B, 18, 18/A, 18/B.
- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği, m.21-28.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.5-19 (yetki kuralları).
- 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, m.3 ve m.6.
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.5/A.
- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m.73/A.
- Ayşe Kılınç, "Mevcut Düzenlemeler Çerçevesinde Zorunlu Arabuluculukta Yetki", Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2023/2, s. 535-564 (hakemli makale).
- Mustafa Serdar Özbek, Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, Yetkin Yayınları, Ankara.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki tavsiye yerine geçmez. Belirli bir olay için yetkin bir hukuk profesyonelinden görüş alınması önerilir.