Tüm yazılar

Tahliye Taahhüdü ve Vekaletnamede Özel Yetki: Arabuluculuk Sürecinde Geçerlilik Sınırları

Uzman arabulucular için · Dayanak: HMK m.74, TBK m.504/3, TBK m.352, 6325 sayılı Kanun m.18/4 · Genel bilgilendirme yazısıdır.

Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların 7445 sayılı Kanunla (yürürlük: 1.9.2023) dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmasından sonra, müzakere masasına en sık taşınan belgelerden biri tahliye taahhütnamesi oldu. Bu yazıda, arabuluculuk sürecinde gündeme gelen iki ayrı yetki sorusunu inceliyoruz: (i) vekilin müvekkili adına arabuluculuk müzakeresine katılma ve anlaşma belgesi imzalama yetkisi, (ii) anlaşmaya tahliye taahhüdü unsurlarının dahil edilmesi durumunda taraflar ve vekillerinin bu yöndeki yetkisi. Her iki soru da HMK m.74, TBK m.504/3 ve 6325 sayılı Kanun m.18 hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektirir.

1. Birinci katman: arabuluculuk müzakeresine katılım için özel yetki

HMK m.74 hükmü, davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâlleri tek tek saymaktadır. Söz konusu hüküm; sulh, ibra, feragat, kabul, tahkim sözleşmesi, müvekkilin iflasını talep, başkasını tevkil gibi klasik hâllerin yanında, açık bir biçimde "alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma" yetkisini de düzenlemektedir. Söz konusu ifade arabuluculuğu da içine alan kapsayıcı bir formüldür; uygulamada da hüküm doğrudan arabuluculuğa tatbik edilmektedir.

Şu hâlde pratik sonuç şudur: vekaletnamede özel yetki bulunmadıkça avukat, müvekkili adına ne arabuluculuk başvurusu yapabilir, ne müzakereye katılarak müvekkilini bağlayıcı beyanlarda bulunabilir, ne de anlaşma belgesini imzalayabilir. Vekilin bu konudaki yetkisinin bulunmaması, ileride açılacak davada dava şartı eksikliği olarak değerlendirilebilecek nitelikte ağır bir eksiklik oluşturmaktadır. Söz konusu eksiklik HMK m.114 ve m.115 bağlamında tamamlanabilir nitelikte görülmekle birlikte, sürecin sıhhati bakımından arabulucunun ilk oturumda vekaletnameyi denetlemesi en güvenli yol olarak öne çıkmaktadır.

Bu nedenle arabulucular bakımından ilk oturum disiplini şu şekilde özetlenebilir: vekaletnameyi dosyaya alarak; özellikle "alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma", "sulh olma", "ibra etme" ve "feragate yetkili olma" ifadelerinin varlığını denetlemek.

2. Anlaşma belgesini imzalama yetkisi: 6325 m.18/4'ün stratejik anlamı

6325 sayılı Kanun m.18/4 hükmü; anlaşma belgesinin taraflar ve avukatlarının birlikte imzalaması hâlinde ilam niteliğinde belge sayılacağını öngörmektedir. Buradaki "birlikte imza" ifadesinin pratik önemi büyüktür; zira belge ancak bu suretle icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın doğrudan icraya konulabilmektedir.

Avukatın belgeyi geçerli biçimde imzalayabilmesi için vekaletnamesinde yalnızca arabuluculuğa katılma yetkisinin değil; anlaşma belgesinin içeriği itibarıyla sulh olma, karşı tarafı ibra etme ve davadan feragat etme gibi yetkilerin de açıkça yer alması gerekmektedir. Zira tipik bir arabuluculuk anlaşması, niteliği itibarıyla sulh sözleşmesi olup karşılıklı feragatler içermektedir.

Şu hâlde eksik yetkili bir avukatın imzasıyla düzenlenmiş anlaşma belgesi söz konusu olduğunda, uygulamada belgenin etkisi yerine yalnızca taraf imzasına dayanılmaktadır; bu durum ise sürecin pratik değerini ciddi biçimde azaltmaktadır.

3. İkinci katman: tahliye taahhüdü ve özel yetki sorusu

Arabuluculuk anlaşmasında tarafların kira ilişkisinin sona ermesini bir tahliye taahhüdüyle güvence altına almak istemeleri, uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu noktada arabulucunun ikinci yetki sorusunu gündeme getirmesi yerinde olur: tahliye taahhüdünü taraflar adına imzalayan kişilerin söz konusu işlem bakımından yetkisi var mıdır?

Tahliye taahhüdü, TBK m.352/1 anlamında özel bir hukuki işlemdir. Geçerli olabilmesi için yazılı şekilde düzenlenmiş olması, kiralananın tesliminden sonra verilmiş bulunması ve belirli bir tahliye tarihi içermesi zorunludur. Söz konusu üç şart kanun gereği olup, müzakerenin sıcaklığında dahi göz ardı edilemeyecek esasi şartlardır.

4. TBK m.504/3 ve genel vekaletnameye dayanılarak verilen tahliye taahhüdü

TBK m.504/3 (mülga BK m.388/3'ün karşılığı), vekilin özel olarak yetkilendirilmedikçe yapamayacağı işlemleri sıralamaktadır: dava açma, sulh olma, tahkim sözleşmesi yapma, mal bağışlama, taşınmaz mülkiyetini devretme, sınırlı ayni haklarla yükleme ve kambiyo senedi düzenleme. Tahliye taahhüdü söz konusu listede açıkça zikredilmemiş olmakla birlikte, niteliği itibarıyla "olağan ve mutad işlemler" dışında kalan, müvekkili tehlikeye sokabilecek ve geri dönülmesi güç bir işlem oluşturmaktadır.

Bu çerçevede Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2002/414 E., 2002/1200 K., 4.2.2002 tarihli kararı belirleyici nitelik taşımaktadır. Karara göre, "vekaletnamesinde tahliye taahhüdüne ilişkin bir yetki bulunmayan, olağan ve normal işler için verilen vekaletnameye dayanarak müvekkili tehlikeye sokan ve tekrar düzeltilmesi mümkün olmayan bir sakınca yaratacak şekilde vekil tarafından kiralayana verilen tahliye taahhüdünün geçerliliğinden söz edilemez."

Yargıtay'ın 2002 tarihli söz konusu kararı, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.388/III çerçevesinde verilmiş olmakla birlikte; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.504/3 hükmünün lafzı ile içeriği esasen muhafaza edildiğinden, kanaatimizce kararın ortaya koyduğu ilke yürürlükteki mevzuat bakımından da geçerliliğini sürdürmektedir.

5. Geniş yetkili vekaletnamelerde genişletici yorum

Buna karşılık, vekaletnamede tahliye taahhüdüne ilişkin yetki açıkça yer almasa bile, belge bir bütün olarak değerlendirildiğinde tahliye taahhüdü düzenlemenin tarafların farazi iradesi içinde mütalaa edilebileceği hâllere de uygulamada yer verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 1991/3489 E., 1991/4326 K., 27.3.1991 tarihli kararı bu yöndedir. Karara göre; vekile tanınan "kiralama, feragat, kabul, sulh ve işyerini tasfiye" gibi geniş ve özel nitelikteki yetkileri içeren bir vekaletnamede, tahliye taahhüdü yetkisine ayrıca yer verilmemiş olması, vekilin verdiği yazılı tahliye taahhüdünü tek başına geçersiz kılmamaktadır.

Aynı çizgide Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 1981/8935 E., 1981/1362 K., 12.2.1981 tarihli kararı, "Avukatın her hususta müvekkilini temsile, ahzukabza, sulh ve ibraya, davadan feragate, feragati kabule yetkili olduğu açıklanmış" bir vekaletnamede "çoğun içinde az da mevcut olup, avukat müvekkili adına tahliye taahhüdünde bulunmaya yetkilidir" tespitini içermektedir.

Söz konusu iki yaklaşım birbiriyle çelişkili değil, tamamlayıcı niteliktedir. Şu hâlde olağan ve mutad işler için verilmiş sade bir vekaletnamede tahliye taahhüdü bakımından özel yetki aranırken; sulh, ibra ve feragat gibi geniş yetkileri açıkça içeren bir vekaletnamede, tahliye taahhüdü yetkisinin de bu kapsamda yer aldığı yorum yoluyla kabul edilebilir. Arabulucunun söz konusu ayrımı her dosyada vekaletname metnini somut biçimde inceleyerek belirlemesi beklenir.

6. Tahliye taahhüdünün şekli geçerliliği: tarih ve serbest irade

Tahliye taahhüdünün geçerlilik şartları arasında en çok tartışmaya yol açan unsur, taahhüdün düzenlenme zamanıdır. TBK m.352/1 hükmü uyarınca taahhüdün, kiralananın tesliminden sonra verilmiş olması gerekmektedir. Söz konusu kural, kiracının baskı altında kalmaksızın serbest iradesiyle taahhütte bulunmasını güvence altına almaya yönelik bir koruma niteliği taşımaktadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/4052 E., 2025/1108 K., 25.02.2025 tarihli kararı (Resmî Gazete 28.6.2025, S.32940) bu meselede önemli bir çerçeve sunmaktadır. Karara göre, "kira ilişkisi kurulduktan sonra alınan taahhütnamenin kiracının serbest iradesi ürünü olduğu kabul edilmelidir." Kanun yararına bozma niteliğindeki bu karar; kira sözleşmesi ile aynı tarihte ya da hemen ardından düzenlenen tahliye taahhütnamelerinin geçerliliğini sorgulayan ilk derece mahkemesi yaklaşımına karşılık, kiracının bir bütünlük içinde sözleşme kurulduktan sonra taahhütte bulunmuş olması hâlinde serbest iradenin varlığının kabul edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte uygulamada; taahhüdün düzenlenme tarihi ile kiralananın teslim tarihi arasındaki ilişki ve kiracının açıkça baskı altında olduğuna ilişkin somut karinelerin varlığı, her olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmektedir.

7. Yetkisiz temsilin sonuçları

Vekilin yeterli yetkisi bulunmadığı hâlde müvekkili adına tahliye taahhüdü düzenlemesi durumunda, işlem yetkisiz temsil hükümlerine tabi olmaktadır. Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem kural olarak temsil olunanı bağlamaz; ne var ki temsil olunanın icazet vermesi hâlinde söz konusu işlem onun lehine veya aleyhine sonuç doğurur. Buna karşılık, MK m.2 anlamında temsil olunanın işlemden haberdar olduğu hâlde uzun süre sessiz kalması, sonradan ileri sürülecek geçersizlik iddiasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesine yol açabilmektedir.

Söz konusu hassas denge, arabuluculukta tutanak disiplininin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Vekilin yetkisinin kapsamına ilişkin tartışmalı bir durumun varlığı hâlinde, arabulucunun aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde tarafları bilgilendirmesi ve gerektiğinde müvekkilden ek yazılı yetkinin temin edilmesini önermesi yerinde olacaktır.

8. Arabuluculuk anlaşma belgesinde tahliye taahhüdünün yer alması

Uygulamada başlıca iki model karşımıza çıkmaktadır:

Her iki modelde de tahliye taahhüdünü imzalayan kişinin (taraf veya vekili) söz konusu işlem bakımından yetkili bulunması temel koşuldur. Tüzel kişi taraflarda imza sirküleri ve yetki belgesi denetimi, gerçek kişi vekillerde ise vekaletname denetimi göz ardı edilmemelidir.

9. Kontrol listesi: arabulucunun yetki denetimi

İlk oturumda uygulanabilecek pratik bir denetim listesi şu şekilde özetlenebilir:

10. Sonuç

Arabuluculuk müzakerelerinde tahliye taahhüdü bağlamında karşılaşılan en yaygın hata, vekaletnamenin yüzeysel biçimde incelenmesidir. HMK m.74'ün açık ifadesi karşısında vekilin, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma yetkisinin bulunması bir önkoşul oluşturmaktadır. Anlaşma belgesinin niteliği itibarıyla sulh sözleşmesi olması ise ayrıca sulh, ibra ve feragat yetkilerini zorunlu kılmaktadır. Anlaşmaya tahliye taahhüdü eklenecekse, Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı çerçevesinde olağan-mutad işler için verilmiş bir vekaletnamenin yeterli olmayacağı; buna karşılık geniş yetkileri kapsayan vekaletnamede yetkinin genişletici yorumla kabul edilebileceği göz önünde tutulmalıdır. Tahliye taahhüdünün şekil şartları ise TBK m.352/1'de tek tek sayılmış olup hiçbir müzakere disiplini bu şartlardan ayrılamaz. Şu hâlde söz konusu üç katmanın eş zamanlı denetimi; hem anlaşma belgesinin icra edilebilirliğini güvence altına almakta hem de arabulucunun mesleki sorumluluğunu korumaktadır.

Kaynak ve daha fazla okuma

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki tavsiye yerine geçmez. 1981, 1991 ve 2002 tarihli kararlar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde verilmiş olmakla birlikte, ilkesel yaklaşımları yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.504/3 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.74 hükümleri bakımından da değer taşımaktadır. Belirli bir olayda yürürlükteki mevzuat metni ve güncel içtihatla birlikte değerlendirme yapılması önerilir.