Aile Arabuluculuğu: Türkiye'de Hukuki Çerçeve, Elverişlilik Sınırı ve Mali Sonuçların Arabuluculuğa Açıklığı
Aile arabuluculuğu, alternatif uyuşmazlık çözümünün en hassas çalışma alanlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun temel sebebi, tarafların kişisel acıları, çocukların geleceğine ilişkin kaygılar ve evlilik birliği içinde edinilen malvarlığının aynı masada iç içe geçmesidir; bu durum arabulucudan hem hukuki çerçeveye yetkin biçimde hâkim olmasını hem de psikolojik duyarlılığı bir arada gerektirmektedir. Türk hukukunda aile uyuşmazlıkları, bilindiği üzere, bir dava şartı arabuluculuk rejimine tabi kılınmamıştır. Ne var ki, bu durumdan "aile uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapılamaz" sonucunun çıkarılması isabetli olmaz; aksine, hukuken çizilmiş elverişlilik sınırının özenle gözetilmesi koşuluyla aile hukuku, ihtiyari arabuluculuğun en verimli işleyebileceği alanlardan birini oluşturmaktadır.
1. Türkiye'de aile arabuluculuğunun yasal durumu
Türk pozitif hukukunda aile uyuşmazlıklarına özgü bir dava şartı arabuluculuk rejimi öngörülmemiştir. Gerçekten de, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3, 6102 sayılı TTK m.5/A ile 6325 sayılı Kanun m.18/B'nin saydığı dört kategori — kira ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar, taşınır-taşınmaz mal paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti uyuşmazlıkları ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar — aile hukuku alanını kapsamamaktadır. Bu itibarla aile arabuluculuğu, ancak ihtiyari arabuluculuk kalıbı içinde yürütülebilir; bunun için de 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.1/2'nin koyduğu temel ölçütün karşılanması gerekir:
"Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır." (HUAK m.1/2)
Söz konusu ölçüt, aile uyuşmazlıklarını iki ayrı kümeye bölmektedir. Birinci kümede, kamu düzeniyle yoğun ilişki içinde bulunan ya da kişi hâlinin özüne dokunduğu için taraflarca üzerinde serbestçe tasarruf edilemeyen uyuşmazlıklar yer almaktadır; bunlar arabuluculuğa elverişli değildir. İkinci kümeyi ise tarafların serbest iradeleriyle düzenleyip karşılıklı tavizle çözüme ulaştırabildikleri, ağırlıklı olarak malvarlığına ilişkin uyuşmazlıklar oluşturmaktadır; bunlar arabuluculuğa elverişlidir. Aile arabuluculuğunun gerçek uygulama alanı, bu ikinci kümenin sınırları içinde aranmalıdır.
2. Arabuluculuğa elverişli olmayanlar: kişi hâlleri ve kamu düzeni
Aile hukuku alanında, niteliği gereği tarafların serbest tasarrufuna kapalı olduğu ve dolayısıyla bir arabuluculuk belgesiyle hüküm altına alınamayacağı genel olarak kabul edilen başlıklar şu şekilde sıralanabilir:
- Boşanmanın kendisi (TMK m.166-184). Evlilik birliğinin sona ermesi, ancak hâkim kararıyla gerçekleşen bir kişi hâli değişikliği olduğundan, tarafların aralarındaki uzlaşmayı arabuluculuk tutanağına bağlamak suretiyle boşanmayı kendi başlarına sağlamaları mümkün değildir. Şu hâlde, gerek çekişmeli gerek anlaşmalı boşanmada mahkeme kararı, kurucu bir unsur olarak zorunluluğunu korumaktadır.
- Velayet (TMK m.335 vd.). Velayetin kullanımı, çocuğun üstün yararını gözetme görevini taşıyan mahkemenin belirleyeceği bir mesele olduğundan, tarafların bu konudaki uzlaşması mahkeme onayı bulunmadıkça doğrudan hüküm doğurmamaktadır.
- Soybağı uyuşmazlıkları (TMK m.282 vd.). Babalık davası, soybağının reddi ve evlat edinmeye ilişkin uyuşmazlıklar, doğrudan kişinin hukuki durumunu, yani kişi hâlini etkilediğinden arabuluculuk yoluyla çözümlenemez.
- Yargı kararı gerektiren diğer aile hukuku işlemleri. İddet süresinin kaldırılması, küçüğün evlenmesine izin verilmesi gibi başlıklar da bu kapsamda değerlendirilir.
Yukarıda sayılan başlıklarda, ihtiyari arabuluculuğun dahi yürütülmesi hukuken mümkün değildir.
3. Elverişli olanlar: boşanmanın ve evliliğin mali sonuçları
Aile arabuluculuğunun asıl çalışma alanı, evlilik birliğinin mali sonuçlarıdır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildiği ve bu sebeple ihtiyari arabuluculuğa elverişli sayılan başlıca kalemler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
- Mal rejiminin tasfiyesi (TMK m.202-241). Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılmanın çözülmesi sırasında gündeme gelen kişisel/edinilmiş mal nitelendirmesi, katılma alacağının hesaplanması ve paylaştırma işlemleri, doğrudan malvarlığına ilişkindir ve tarafların serbest tasarrufuna açıktır.
- Katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme alacağı (TMK m.227-239). Mal rejiminin tasfiyesinden doğan tipik para alacakları olup tutarın belirlenmesi ile ödeme biçimi tarafların iradesine bırakılmıştır.
- Ziynet alacağı. Düğün takıları başta olmak üzere, kişisel eşyaların iadesine veya bedeline yönelik talepler bu kapsamda değerlendirilir.
- Aile konutu ve ev eşyalarının paylaştırılması (TMK m.240 vd.). Eşler arasında, ayrılan ya da evde kalan eşin korunmasına ilişkin hükümlerin somutlaştırılması bu çerçevede mümkündür.
- Katkı payı alacağı. Eşlerden birinin, diğerinin malvarlığına yaptığı katkılar bakımından ileri sürdüğü iade talepleridir.
- Nafaka miktarının belirlenmesi veya değiştirilmesine ilişkin iradi anlaşmalar. Nafakanın varlığı ile niteliği — yoksulluk yahut iştirak nafakası — kural olarak hâkim kararıyla şekillense de, taraflar mevcut nafakanın miktarı veya ödeme biçimi üzerinde anlaşıp uzlaştıkları metni mahkemeye sunarak, bu metnin nafakanın artırılması ya da azaltılması davasında esas alınmasını isteyebilirler. Ne var ki iştirak nafakasında, çocuğun üstün yararı yönünden mahkemenin denetim yetkisi her hâlde saklı kalmaktadır.
Sayılan bu kalemler, anlaşmalı boşanma protokolünün mali bölümünün de doğal içeriğini oluşturmaktadır. Şu hâlde, anlaşmalı boşanmaya gitmeyi düşünen tarafların önceden yürütecekleri bir ihtiyari arabuluculuk süreciyle mali meseleleri çözüme kavuşturmaları, hem yargılama aşamasını kısaltacak hem de mahkemeye sunulacak protokolün hukuki niteliğini güçlendirecektir.
4. Tartışmalı sınırlar
Aile hukuku alanında, elverişlilik ölçütü bakımından öğretide tartışmalı kalan iki konu özellikle dikkat çekmektedir:
- İştirak nafakası ve yoksulluk nafakası. Nafakanın varlığına hükmetmek, taşıdığı kamu düzeni boyutu sebebiyle mahkemenin tasarrufundadır; buna karşılık miktarına ilişkin olarak tarafların ulaştığı anlaşma, ileride açılacak bir nafaka artırılması veya azaltılması davasında dikkate alınabilir. Bu sebeple anlaşma belgesinde nafakanın türü ve miktarı tereddüde yer bırakmayacak biçimde gösterilmelidir; iştirak nafakası söz konusu olduğunda ise çocuğun üstün yararının her hâlde mahkemece ayrıca denetleneceği unutulmamalıdır.
- Boşanmaya bağlı maddi ve manevi tazminat (TMK m.174). Söz konusu tazminatın salt mali nitelikte olması, kural olarak tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri bir alanda bulunduğu sonucuna götürmekte; öğretide bu kalemin ihtiyari arabuluculuğa elverişli sayılması yaygın bir görüş olarak benimsenmektedir. Ne var ki, tazminat tutarının boşanmadaki kusur belirlemesiyle sıkı bağlantı içinde olması, bağımsız yürütülecek bir arabuluculuğun pratik etkisini sınırlandırabilmektedir.
5. Süreç güvenliği: ne zaman arabuluculuk uygun değildir?
Konu hukuken elverişli olsa dahi, somut olayda arabuluculuk yönteminin fiilen uygun olmadığı durumlarla karşılaşılabilmektedir. Lisa Parkinson'ın "arabuluculuğun uygun olmayabileceği durumlar" başlığı altında saydığı kategoriler, Türk uygulamasında da aynı geçerlilikle gözetilmektedir:
- Aile içi istismarın — fiziksel, cinsel, duygusal yahut ekonomik biçimleriyle — veya tehdidin varlığı,
- Müzakerede taraflardan birini etkili biçimde kendini ifade edemez kılacak derecede ekonomik, psikolojik veya kültürel güç dengesizliği,
- Taraflardan birinde, müzakere yeteneğini önemli ölçüde zayıflatan ciddi ruh sağlığı sorunu, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı yahut bilişsel kısıtlılık bulunması,
- Çocukların korunmasına yönelik acil ve öncelikli tedbirlerin gerekli olduğu hâller,
- Tarafların gerçek anlamda gönüllü olmadığı; sürecin oyalama, tehdit yahut delil toplama aracı olarak kullanılmak istendiği durumlar.
Arabulucu, bu hâllerden birinin varlığını tespit ettiğinde süreci başlatmama; başlatmış ise sonlandırma yetkisine sahiptir. Hatta meslek etiği çoğu zaman, bu yönde hareket etmesini gerekli kılmaktadır.
6. Anlaşma belgesinin niteliği
Aile arabuluculuğu sonucunda düzenlenen anlaşma belgesi, 6325 sayılı Kanun m.18/4 uyarınca ilam niteliği kazanabilmektedir; özellikle taraflar ile avukatlarınca birlikte imzalanan belgeler bakımından icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın doğrudan ilam hükmünde sayılması mümkündür. Ne var ki, belgenin bu güçlü etkisinden yararlanabilmesi için içeriğinin de elverişlilik sınırına bütünüyle riayet etmesi gerekmektedir:
- Boşanmanın bizzat gerçekleşmesi, anlaşma belgesiyle kararlaştırılamaz; buna karşılık belgede yer alan mali sonuçlara ilişkin hükümler tarafları bağlamaya devam eder.
- Velayet ve çocukla kişisel ilişkiye dair düzenlemeler, mahkemenin onayı olmaksızın hüküm doğurmaz; arabuluculuk belgesinde yer alan bu tür düzenlemeler mahkemeye anlaşmalı boşanma protokolünün eki niteliğinde sunulabilir, hâkim ise her hâlde çocuğun üstün yararı yönünden denetimini gerçekleştirir.
- Mal rejiminin tasfiyesi, katılma alacağı, ziynet alacağı ile katkı payı alacağına ilişkin anlaşma hükümleri ise kurulduğu andan itibaren taraflar arasında derhal hüküm doğurur ve gerektiğinde ilam etkisiyle icraya konulabilir.
7. Çocuk odaklı arabuluculuk: hukuki sınır içinde profesyonel etik
Türk hukukunda velayet ile çocukla kişisel ilişki kurma meselesinin mahkeme denetimine bırakılmış olması, tarafların arabuluculuk sürecinde çocuk hakkında doğrudan bağlayıcı kararlar üretmesini mümkün kılmaz. Bununla birlikte, Lisa Parkinson'ın benimsediği "çocuk odaklı" yaklaşım, mahkeme aşamasından önceki süreçte de uygulama değerini korumaktadır. Söz konusu yaklaşım; ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuktan uzak tutulmasını, ebeveynlik düzenlemelerinin ortak akılla geliştirilmesini ve çocuğun ihtiyaçlarının müzakerenin merkezine yerleştirilmesini esas almaktadır. Bu çerçevede taraflarca ulaşılan anlayışın daha sonra mahkemeye sunulması, hem yargılamayı hızlandırmakta hem de hâkimin çocuğun üstün yararını denetlerken dayanak alacağı sağlam bir zemin oluşturmaktadır.
8. Aile arabuluculuğunda ücret
Aile uyuşmazlıkları ihtiyari arabuluculuğun konusunu oluşturduğundan, ücret bakımından 2026 yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi'nin İkinci Kısmı (nisbi tutar) yahut saatlik esaslı Birinci Kısmı uygulanmaktadır. Hesaplama aracı ile ayrıntılar için: Aile Arabuluculuğu Ücreti Hesaplama.
9. Özet şema
| Konu | Hukuki temel | Arabuluculuğa elverişlilik |
|---|---|---|
| Boşanma kararı | TMK m.166-184 | Elverişli değil |
| Velayet | TMK m.335 vd. | Elverişli değil |
| Soybağı (babalık/red/evlat edinme) | TMK m.282 vd. | Elverişli değil |
| Mal rejimi tasfiyesi, katılma alacağı | TMK m.202-241 | Elverişli |
| Değer artış payı, denkleştirme | TMK m.227, 230 | Elverişli |
| Ziynet, katkı payı alacağı | TMK / TBK | Elverişli |
| Aile konutu ve ev eşyaları paylaşımı | TMK m.240 vd. | Elverişli |
| Boşanmaya bağlı maddi-manevi tazminat | TMK m.174 | Elverişli (öğretide kabul) |
| Nafaka miktarının düzenlenmesi | TMK m.175-176, 327 | Elverişli (iştirak nafakasında mahkeme denetimi saklı) |
10. Sonuç
Aile arabuluculuğu, gerek karşılaştırmalı hukukta gerek Türk hukukunda incelikli bir disiplin alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuki sınır bakımından durum açıktır: boşanmanın kendisi, velayet ve soybağına ilişkin uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir; buna karşılık evlilik birliğinin mali sonuçları — mal rejiminin tasfiyesi, katılma alacağı, ziynet, katkı payı, aile konutu ile ev eşyalarının paylaşımı ve boşanmaya bağlı mali talepler — tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildikleri özel hukuk uyuşmazlıkları olarak ihtiyari arabuluculuğa açıktır. Bu hukuki çerçeveye Parkinson'ın yapılandırılmış süreç anlayışı, eş-arabuluculuk yaklaşımı, çocuk odaklılık, istismar taraması ve mali şeffaflık ilkeleri eklendiğinde, hem hukuken sağlam hem de profesyonel ölçütleri karşılayan bir aile arabuluculuğu modelinin Türkiye'de işletilmesi mümkün olabilecektir.
Kaynakça ve daha fazla okuma
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.1/2 (arabuluculuğa elverişlilik: tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıkları); m.18 (anlaşma belgesinin niteliği ve icra edilebilirlik).
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.166-184 (boşanma sebepleri ve sonuçları), m.174 (maddi-manevi tazminat), m.175-176 (yoksulluk nafakası), m.182 (velayet sonuçları), m.202-241 (edinilmiş mallara katılma rejimi ve tasfiyesi), m.227-230 (değer artış payı ve denkleştirme), m.240 (aile konutu), m.282 vd. (soybağı), m.327 (iştirak nafakası), m.335 vd. (velayet).
- Lisa Parkinson, Aile Arabuluculuğu (Family Mediation), çev. ve sorumlu ed. Av. Arb. Yonca Fatma Yücel, Ocak 2018, ISBN 978-975-7978-98-5 — özellikle Bölüm 1 (aile arabuluculuğunun tanımı ve ilkeleri), Bölüm 3 (elverişlilik, aile içi istismar taraması), Bölüm 4 (modeller ve eş-arabuluculuk), Bölüm 7 (çocuk odaklı arabuluculuk), Bölüm 9 (mali konularda arabuluculuk) ve Bölüm 10 (güç dengesizliklerinin yönetilmesi).
- Avrupa Konseyi'nin 21.1.1998 tarihli ve R (98) 1 sayılı Aile Arabuluculuğu Hakkında Tavsiye Kararı — Türk hukukunda da referans alınan uluslararası çerçeve.
- İlişkili yazılar: İhtiyari ve Dava Şartı Arabuluculuk, Arabuluculuk Sürecine Hazırlık, Arabuluculukta Müzakere Teknikleri ve Etik.
- Hesaplama aracı: Aile Arabuluculuk Ücreti Hesaplama 2026.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki tavsiye yerine geçmez. Bir aile uyuşmazlığının arabuluculuğa elverişli olup olmadığının ve uygulanacak yöntemin tespiti, her olayın somut özelliklerine göre değişir. Belirli bir olayda yürürlükteki mevzuat metni ve güncel içtihatla birlikte değerlendirme yapılması önerilir.