Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İptali Davası: HUAK m.18/5, TBK m.39 ve Yargıtay 9. HD İçtihadı
Arabuluculuk sürecinin sonunda imzalanan anlaşma belgesi, hukuken iki güçlü etkiyi eş zamanlı doğurmaktadır. İlk etki olarak belge, taraflar arasında bağlayıcı bir borçlar hukuku ilişkisini kurmakta; ikinci etki olarak ise üzerinde anlaşılan hususlar bakımından dava açılmasını yasaklamaktadır (6325 sayılı HUAK m.18/5). Söz konusu çifte etki, tarafları ileride doğabilecek uyuşmazlıklardan koruyan bir hukuki kalkan görünümündedir. Ne var ki aynı kalkan; anlaşmanın irade sakatlığı, sahtelik yahut emredici hükümlere aykırılık gibi sebeplerle malul olduğu hâllerde, mağdur tarafı hak arama özgürlüğünden mahrum bırakma riskini de beraberinde getirebilmektedir.
Bu çalışmada amaç; anlaşma belgesinin iptali davasının hukuki dayanağını, başvurulabilecek sebepleri, davanın tabi olduğu süreleri ve özellikle Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin son dönemde verdiği isabetli kararların uygulamaya yön veren çerçevesini ortaya koymaktır.
1. Anlaşma belgesinin hukuki niteliği
Anlaşma belgesi, bir mahkeme kararı yani ilam niteliği taşımaz; özünde maddi hukuka ait bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Söz konusu nitelik, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2025 tarihli, 2024/13091 E., 2025/348 K. sayılı kararında açık biçimde vurgulanmıştır. Belgenin "ilam niteliğinde" sayılabilmesi için icra edilebilirlik şerhinin alınması gerekmekte olup, bu durum belgenin bizatihi bir mahkeme hükmüne dönüştüğü anlamına gelmez. Şu hâlde, maddi anlamda kesin hüküm etkisinden yoksun olan anlaşma belgesi, sözleşmelere ilişkin genel geçersizlik ve iptal sebeplerine açık kalmaktadır.
2. HUAK m.18/5 dava açma yasağı ve sınırı
HUAK m.18/5 hükmü, emredici nitelikteki şu düzenlemeyi içermektedir: "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlarda taraflarca dava açılamaz."
Söz konusu hükmün mutlak biçimde uygulanması hâlinde, anlaşma belgesinde sakatlık iddiası bulunan tarafın yargı yolundan büsbütün yoksun bırakılması gibi bir sonuçla karşılaşılabilirdi. Ne var ki gerek öğreti gerek yerleşik içtihat, bu sonucu Anayasa m.36'da güvence altına alınan hak arama özgürlüğüyle bağdaştırmamaktadır. Bu itibarla Yargıtay'ın benimsediği çizgi nettir: dava açma yasağı, ancak geçerliliği tartışmasız olan bir anlaşma belgesi bakımından hüküm doğurmaktadır. Sakatlık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde söz konusu yasak, iptal davasının açılmasına engel oluşturmaz.
3. İptal sebepleri
Anlaşma belgesinin iptali için ileri sürülebilecek başlıca sebepler aşağıdaki şekilde tasnif edilebilir:
3.1 İrade sakatlıkları (TBK m.30–37)
- Hata (yanılma) — TBK m.30 vd.: Taraflardan biri, anlaşmanın esaslı bir unsuru bakımından gerçeği yansıtmayan bir varsayımla hareket etmiştir. Sözgelimi alacağın miktarına, kapsamına yahut bir tarafın hukuki sıfatına ilişkin esaslı yanılmalar bu kapsamda değerlendirilir.
- Hile (aldatma) — TBK m.36: Taraflardan biri, diğerini kasten yanıltmak suretiyle anlaşmaya yöneltmiştir. Hile, hatadan farklı olarak karşı tarafın bilinçli ve maksatlı davranışının ürünüdür.
- İkrah (korkutma) — TBK m.37–38: Taraflardan biri, ağır ve yakın bir tehdit altında, gerçek iradesini yansıtmayan bir metni imzalamak durumunda kalmıştır. Uygulamada en sık karşılaşılan görünüm; iş sözleşmesinin feshinin hemen ardından, ekonomik baskı altında imzalatılan tutanaklardır.
3.2 Aşırı yararlanma (gabin) — TBK m.28
Tarafların edimleri arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın taraflardan birinin zor durumda kalmasından, tecrübesizliğinden yahut düşüncesizliğinden istifade edilmek suretiyle sağlanmış olması hâlinde aşırı yararlanmadan söz edilir. İş uyuşmazlıklarında sıkça gündeme gelen "anlaşma tutarının işçinin hak ettiğinin çok altında kaldığı" yönündeki iddialar, kural olarak bu çerçevede değerlendirilmektedir.
3.3 Sahtelik
İmzanın belge altında imzası göründüğü kimseye ait olmadığı, belgenin tarihinin geriye atıldığı yahut tutanak metninin sonradan değiştirildiği yönündeki iddialar sahtelik sebebini oluşturur. Bu tür iddialar kural olarak bilirkişi veya adli tıp incelemesiyle, özellikle de imza incelemesi yoluyla sonuçlandırılır.
3.4 Emredici hukuka aykırılık ve kesin hükümsüzlük
Tarafların serbest tasarruf yetkisinin bulunmadığı haklar — örneğin ahlaka aykırı yükümlülükler — anlaşmanın konusunu oluşturduğu takdirde, sözleşme TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüz sayılır. Bu hâlde herhangi bir süre kısıtı işlemediği gibi, hükümsüzlük itirazı hâkim tarafından resen de gözetilir.
3.5 Arabuluculuk sürecinin usule aykırı yürütülmesi
Henüz somut bir uyuşmazlık doğmadan yapılan görüşmeler, arabulucunun tarafsızlığını ihlal ettiği müzakereler yahut arabuluculuğun bizatihi "ödeme işlemini belgeleme aracı" olarak kullanılması, anlaşma belgesinin geçerliliğini doğrudan etkilemektedir. Söz konusu yaklaşım, aşağıda incelenen Yargıtay 9. HD'nin 2024/13091 esas sayılı kararıyla açık biçimde benimsenmiş bulunmaktadır.
4. Süre: TBK m.39 — Bir yıllık hak düşümü süresi
İrade sakatlıkları — hata, hile ve ikrah — ile aşırı yararlanmaya dayanan iptal hakkının kullanılması, bir yıllık hak düşürücü süreye tabi kılınmıştır. TBK m.39 hükmü çerçevesinde:
- Hata ve hile bakımından: Süre, sakatlığın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
- İkrah (korkutma) bakımından: Süre, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. İş uyuşmazlıklarında bu tarih, çoğunlukla işçinin işten fiilen ayrıldığı gün olarak kabul edilmektedir.
- Aşırı yararlanma bakımından: Bir yıllık iptal beyanı süresine ek olarak, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren beş yıllık azami süre öngörülmüştür (TBK m.28/2).
Söz konusu süre içerisinde iptal iradesinin karşı tarafa bildirilmemesi hâlinde, sözleşme onaylanmış — yani icazet verilmiş — sayılır ve artık iptal isteminde bulunulamaz (TBK m.39/1).
İstisna: Kesin hükümsüzlük, yani mutlak butlan iddiası herhangi bir süreye bağlı değildir; her zaman ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından da resen gözetilir.
5. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadı
Son dönemde verilen üç önemli karar, uygulamayı kayda değer ölçüde berraklaştırmıştır.
5.1 İptal ayrı dava konusu yapılabilir — Yargıtay 9. HD, E: 2024/8763, K: 2024/10645, T: 04.07.2024
Söz konusu karara göre, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline yönelik dava, asıl talep davasından — örneğin işe iade davasından — ayrı bir dava olarak açılabilmektedir. Her iki davanın birlikte görüldüğü hâllerde ise iptal davası bekletici mesele yapılmakta; öncelikle bu dava sonuçlandırıldıktan sonra asıl davanın esasına geçilmektedir. Bu çözümün gerekçesi açıktır: HUAK m.18/5'teki dava açma yasağı, ancak belgenin geçerli kabul edildiği sürece etkisini gösterir; sakatlık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde asıl davanın sağlıklı biçimde sonuçlandırılabilmesi, öncelikle iptal meselesinin çözülmesini zorunlu kılar.
5.2 Anlaşma belgesinin niteliği ve amaç dışı kullanım — Yargıtay 9. HD, E: 2024/13091, K: 2025/348, T: 13.01.2025
Söz konusu karar, anlaşma belgesinin geçerli sayılabilmesi için üç esaslı unsur belirlemektedir:
- Gerçek bir arabuluculuk faaliyetinin ürünü olması. Hiçbir müzakere yürütülmeden, arabulucunun doğrudan imzaya hazır bir metin sunması hukuki anlamda arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemez.
- Somut bir uyuşmazlığın bulunması. Taraflar arasında gerçek bir uyuşmazlığın yokluğunda, yapılan işlem artık arabuluculuk değil; nitelik itibarıyla bambaşka bir hukuki işlemdir.
- Şekil şartlarına uygunluk. Arabulucunun, tarafların ve varsa temsilcilerinin imzaları, belgenin geçerliliği için zorunlu unsurlar arasında yer almaktadır.
Daire, bu kararıyla şu önemli ihtarda da bulunmuştur: arabuluculuk; iş sözleşmesinin feshinin meşrulaştırılması yahut bordro ve muhasebe işlemlerinin belgelendirilmesi için bir araç olarak kullanılamaz.
5.3 İptal beyanı için bir yıllık süre — Yargıtay 9. HD, E: 2025/4126, K: 2025/5830
Söz konusu karar, irade sakatlığı iddiasıyla ileri sürülen iptal taleplerinde TBK m.39'da öngörülen bir yıllık sürenin uygulanması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır: "İrade fesadı iddiasıyla arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalinin talep edilmesi hâlinde, yanılma ve aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde iptal iradesinin ileri sürülmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır."
6. İş hukukundaki "fesih + aynı gün arabuluculuk" sorunu
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadında öne çıkan bir tespit şudur: iş sözleşmesinin feshiyle aynı gün arabuluculuk görüşmesinin yapılması ve anlaşma belgesinin imzalanması, hayatın olağan akışıyla bağdaşmaz. Zira yeni işten ayrılan işçinin, ekonomik ve psikolojik baskı altında, gerçek anlamda müzakere edebilecek bir konumda bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu yapıdaki bir senaryoda anlaşma belgesinin irade sakatlığıyla maluliyet ihtimali güçlü olduğundan, iptal taleplerinin yargı önünde kabul görmesi ihtimal dahilindedir.
Bu çerçevede arabulucudan, "aynı gün arabuluculuk" tipindeki senaryolarda özel bir özen göstermesi; fesih gerekçelerini, müzakerenin gerçekliğini ve işçinin iradesinin serbestçe oluştuğunu tutanağa açık biçimde yansıtması beklenir. Aksi takdirde, anlaşma belgesinin sonradan iptali kuvvetle gündeme gelebilecektir.
7. Davanın açılması: Yetki, görev, taraflar
- Görevli mahkeme: Asıl uyuşmazlığın esasına bakmakla görevli olan mahkeme; iş uyuşmazlıklarında iş mahkemesi, ticari uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi, tüketici uyuşmazlıklarında ise tüketici mahkemesidir.
- Yetkili mahkeme: Bu davalarda genel yetki kuralları, yani davalının yerleşim yeri, ile özel yetki kuralları — sözgelimi iş davalarında işçinin işini fiilen gördüğü yer mahkemesi — birlikte uygulanır.
- Taraflar: Davanın tarafları, anlaşma belgesini imzalayan kişilerdir. Arabulucu, kural olarak davada davalı sıfatını taşımaz; ne var ki süreçte tarafsızlığa veya özen yükümlülüğüne aykırılık iddiaları, bağımsız bir tazminat davasının konusunu oluşturabilir.
- İcra edilebilirlik şerhi alınmış ise: Mevcut icra takibinin durdurulması için ayrıca ihtiyati tedbir veya icra hukukunun sağladığı yolların işletilmesi gerekir; zira iptal davasının açılmış olması, tek başına icrayı kendiliğinden durdurmaz.
8. Pratik özet
| Soru | Yanıt |
|---|---|
| İptal davası mümkün mü? | Evet; HUAK m.18/5 yasağı sakatlık iddialarına engel olmaz |
| Hangi sebeplere dayanılabilir? | Hata, hile, ikrah, gabin, sahtelik, kesin hükümsüzlük, usule aykırılık |
| İptal süresi nedir? | TBK m.39: 1 yıl (kesin hükümsüzlükte süre yok) |
| Süre ne zaman başlar? | Hata/hile: öğrenme; İkrah: korkutmanın etkisinin kalkması; Gabin: imza + azami 5 yıl |
| Asıl davayla birlikte açılabilir mi? | Açılabilir; ayrı görülmesi ve bekletici mesele yapılması gerekir |
| Aynı gün fesih + arabuluculuk? | Hayatın olağan akışına aykırı; iptal ihtimali yüksek |
9. Arabulucu için sonuçlar
Yukarıda incelenen içtihat, arabulucuların belge düzenleme pratiğine üç ayrı noktada somut biçimde yansımaktadır:
- Müzakerenin gerçekliği belgelenmelidir. Tutanakta; davet yazısının ne zaman gönderildiği, görüşmenin hangi yöntemle (yüz yüze, telekonferans yahut videokonferans) yürütüldüğü ve müzakerenin akışı sadık biçimde yansıtılmalıdır. Şablon nitelikteki yetersiz ifadeler, ileride iptal sebebi olarak kullanılabilmektedir.
- "Aynı gün senaryosu" özel bir özen gerektirir. İş sözleşmesinin feshi ile arabuluculuğun aynı gün yapılmasının zorunlu olduğu hâllerde; işçinin iradesinin serbestçe oluştuğunu destekleyen unsurlar — avukatın hazır bulunması, ayrıntılı bilgilendirme yapılması ve makul bir düşünme süresinin tanınması gibi — tutanakta açık biçimde yer almalıdır.
- Somut uyuşmazlık koşulu unutulmamalıdır. Henüz doğmamış, soyut nitelikteki muhtemel uyuşmazlıklar için arabuluculuk yapılması hukuken mümkün değildir.
Sonuç
Arabuluculuk anlaşma belgesi, kural olarak tarafları bağlayıcı bir hukuki etki doğurmakta ve üzerinde anlaşılan hususlar bakımından dava açma yasağını gündeme getirmektedir. Ne var ki, söz konusu yasağın hak arama özgürlüğüne mutlak bir engel oluşturacak biçimde yorumlanması düşünülemez. İrade sakatlıkları, kesin hükümsüzlük ya da arabuluculuk sürecinin usule aykırı yürütüldüğü yönündeki iddialara dayanılarak iptal davası açılabilir. TBK m.39'da öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre; sakatlığın öğrenildiği yahut korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren işlemeye başlar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin son dönemde verdiği kararlar ise iptal davasının ayrı bir dava olarak açılabileceğini, asıl davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini ve arabuluculuğun amaç dışı kullanımının kanunun özüyle bağdaşmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Kaynak
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m.18 ve m.18/A.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.27, m.28, m.30–39.
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E: 2024/8763, K: 2024/10645, T: 04.07.2024 — iptal davasının ayrılığı ve bekletici mesele (kararın tam metni).
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E: 2024/13091, K: 2025/348, T: 13.01.2025 — anlaşma belgesinin niteliği ve amaç dışı kullanım (kararın tam metni).
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E: 2025/4126, K: 2025/5830 — irade fesadında bir yıllık süre.
- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.36 — hak arama özgürlüğü.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki tavsiye yerine geçmez. Belirli bir olay için yetkin bir hukuk profesyonelinden görüş alınması önerilir.